İstanbul’u Yazmak
Salı, 31 Ağustos 2010 21:10
Bu içerik 526
kez okunmuştur.
Suavi Yazgıç tarafından yazıldı.
İstanbul, tarih boyunca hep ilham veren bir şehir oldu. Cümle sanat erbabı, kim bilir kaç bin yıldır ‘körler ülkesi’nin karşısında kurulan bu şehirde gördüklerini anlattı.
Byzantion, Constantinopolis, Konstantiniyye, Stinpoli, Dersaadet, İstanbul. Bunlar şehre verilen isimlerden sadece bazıları. Her ismin bir tarihi, kültürü, geçmiş ve gelecek düşüncesi var. Zaten bu yüzden İstanbul’u yazmak bütün bu isimlerin hakkını vermeyi gerektirdiği için alkışlanası bir maharet. Bu alkışa talip olan pek çok yerli ve yabancı yazar, maharetlerini ortaya koyan yazı ve şiirlere imza attı. İstanbul’u yazmak için öncelikle hakkında yazılan o sur büyüklüğündeki kütüphaneye bir sayfa daha ekleme iddiası taşıyor. İstanbul’u her yazar kendi meşrebince anlattı. İstanbul’u anlatan, anlattıklarında İstanbul’u mekân olarak kullanan her yazar kendi üslubunca tasvir etti bu şehri. Her yazar kendi zamanının İstanbul’unu anlattı. Bugünden ziyade geçmişe yönelip nostalji yapan yazarlar da kendi yitirdiği İstanbul’u hasretle yad ettiler satırlarında. Başka türlüsü de düşünülemezdi zaten. Zira her edebiyatçı İstanbul üzerinden kendini anlattı. Mehmet Rauf kavuşamayanların İstanbul’unun trajedisini ‘Eylül’de kaleme alırken, Hüseyin Rahmi Gürpınar kavuşanların İstanbul’unun mizahına ‘Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç’ta imza attı. Yahya Kemal bir medeniyet meselesi olarak gördü İstanbul’u, Yakup Kadri ise eleştirel tezlerini ifade etmek için… Ahmet Rasim ve Mustafa Kutlu iki ayrı yüzyılın ‘Şehir Mektupları’nı yazdı. Orhan Pamuk romanlarıyla yetinmeyip hatıralarını da İstanbul’la yoğurdu. Mario Levi ise şehri masallaştırdı. İstanbul her su küpüne ayrı ayrı yansıyan dolunay gibi pek çok yazarın eserinde arzı endam etti.


